Suriye Bugünkü Duruma Nasıl Düştü?

Hariri sözlerine şöyle başladı:

– Evet Suriye’yi bu duruma biz getirdik.

Hepimiz büyük bir şaşkınlık geçirdik. O, devam etti:

-Evet biz getirdik. Buna asla şaşmayınız.Biz deyince; zengin tüccarlar, fabrikatörler ve şu gördüğünüz gafil başlar..

diyerek orada bulunan devlet ricalini gösterdi.

-Bakınız izah edeyim, dedi. Bu devlet ricali (Suriye müslüman bir devlettir. Halkı da müslümandır. Asla Komünist olmazlar) dediler. Meydana gelen hadiselere bîgane kaldılar. Biz de; (Bizim malımız yedi sülalemize yeter. Komünist gelse ne yapacak? Hem nasıl gelsin? Paramız ebediyen bize yettiği gibi, çocuklarımıza da yeter) diye düşündük. Mücadeleye girmedik. Nemize lâzım dedik, keyfimize baktık. Koministlerle mücadele edenlere edenlere asla kıymet vermedik, yardım elimizi uzatmadık, onlarla alakalanmadık. Hayat hep böyle gidecek zannettik. Bu vesile ile başımdan geçmiş bir vakayı müsadenizle arzedeyim.

diyen El Hariri, sözlerine şöyle devam etti.

– Benim birçok fabrikam vardı. 16 bin işçi çalıştırıyordum. Milyarder idim. 7 hususi arabam vardı. Ailemin her bir ferdine bir araba düşüyordu. Birgün sekreterim birkaç gencin beni görmek istediklerini söyledi. (İşim var şimdi görüşecek durumda değilim.) dedimse de, çok ısrar etmeleri üzerine kabul etmeye mecbur kaldım. Birkeç genç yanıma geldiler. Memlekette komünistlerin çoğalmaya başladıklarını, komünistlerin büyük faaliyet sarfettiğini ifade ettiler.BUnlarla mücadele için gazete ve mecmua çıkarmak istediklerini, desteklememi istediler. Ben de (okuyacak vaziyette değilim, işlerim çok, meşgul olamam) dedim. Def-i bela kabilinden de 10 Suriye lirasını uzattım. Gençler bu hareketimden müteessir olarak parayı da almadan çıkıp gittiler. Halbuki ben o zaman onlara 1 milyon lira verse idim, mali durumumda en küçük bir farklılaşma olmayacaktı.

Günler günleri kovaladı.Bir gün bir hükumet darbesi oldu. Biz bu darbeyi pek önemsemedik. Suriye’de yapılan mûtad darbelerden biri sandık. Üç subay, üç subayı indirip yerine geçmiş zannettik. Halbuki vaziyet böyle değilmiş. Baas ihtilalinden bahsediliyordu. Fakat Suriyedeki 5-6 bin Baascının bir şey yapabileceğini tahmin etmiyorduk.

İhtilalden bir müddet sonra yavaş yavaş bazı değişiklikler başladı. Bir gün Halep Valisi değişmiş, yerine Hisiçe Kaymakamının getirildiğini gördük. Birkeç gün sonra Lazkiye Valiliğine bir İlkokul öğretmeni tayin edildi.Bunların koyu birer Baascı olduğu anlaşıldı. Birkaç gün daha geçti, Halep Emniyet Müdürlüğüne bilmem hangi nahiyenin uzatmalı çavuşu tayin oldu. Derken, şu kaza şu vilayet, şu umum müdürlük birer birer koyu Baascılarla dolduruldu.Birkaç ay içinde Suriye’nin bütün köprübaşları Baascıların eline geçti. Bir gün Halep’te çok mühim bir toplantı olacağını haber verdiler. Valinin Başkanlığında Emniyet Müdürü; bütün ilk-orta ve lise okul müdürlerini toplayarak onlara sıkı tembihatta bulunmuş. Sokaklarda nümayiş yapan tek bir talebe görülürse, kendisine birşey yapılmayacağını, okulunun ve babasının tespit edilerek, Okul Müdürünün ölümlerden ölüm beğenmesini isteyeceklerini bildirmişler. Okul Müdürleri de, durumu bütün öğrencilere ve velilere duyurmuş. O günden sonra bütün Suriye’de, bilhassa Halep’te nümayişler bıçakla kesilmiş gibi durmuş.

Bir gün Baas Partisi, ileri gelen köy sahiplerinin ve fabrikatörlerin ellerindeki malları devletleştirdi. Benim 7 fabrikamdan 6 sı devlete geçti. Bir kaç ay sonra da, araçlarımdan biri hariç diğerlerine devlet el koydu.

Bir müddet sonra evvelce iyilik yapmış olduğum biri bana bir haber ulaştırdı (Bütün mallarına el konulacak, sen de rejim düşmanıdır diye hapsedileceksin. Bir fırsatını bul, kaç) dedi. Ben de binbir güçlükle kendimi LÜbnan’a attım.Bugün daha evvel ticari münasebetlerde bulunduğum bazı tüccarların yardımı sayesinde güç bela yaşamaktayım.

KOnuşmasına orada bulunan eski devlet ricalini göstererek devam etti:

-Şu gördüğünüz gafil başlar da, kendi hayatlarını kurtarmak için binbir müşkilatla memleketlerinden kaçarak burada güçbela geçinmektedirler.
Baascıları Suriya’ya bizler ve şu gafil devlet ricali getirdi. Temenni ederim ki, diğer İslam memleketleri de bizim düştüğümüz bu feci akibete uğramasınlar..

dedi ve sözlerini bitirdi.

————-
Sonraki Yazımız: (SURİYE’NİN ESKİ REİSİCUMHURU BAKINIZ NELER ANLATIYOR)

Yazar: Muzaffer Deligöz

Aslen Kastamonu/Araç’lı olan Muzaffer Deligöz, 25.05.1940 tarihinde doğdu. Orta Okulu Araç’ta, Liseyi Kastamonu’da bitiren Muzaffer Deligöz, 1960 yılında Ankara Hukuk Fakültesine kaydoldu. Bu sırada Ankara’da gazeteciliğe başladı. 1963 yılında “İHLAS”, “Kitap Dünyası” “UHUVVET” Gazetelerinde görev aldı. Daha sonra 1964 de İzmir’de “ZÜLFİKAR” Gazetesinde çalıştı. Bu sırada Korgeneral Faruk Güventürk hakkında yayınladığı yazılar sebebiyle 3 ay Cezaevinde kaldı. Generaller, Muzaffer Deligöz’ü Hukuk Fakültesinde öğrenci olmasına rağmen askere sevk ettirdi. Bu sebeple askerliğini Yedek Subay Öğretmen olarak Turgutlu’da yaptı. Askerlik sırasında İlahiyat Fakültesine kaydoldu. Askerlik sonrası Ankara’ya gidince; İstanbul’da yayınlanan “İTTİHAD” Gazetesinin önce meclis muhabirliğini, daha sonra da Ankara Büro Şefliği yaptı. 1968 de İstanbul’a yerleşerek, İttihad Gazetesinin Yazı İşleri Müdürlüğü görevini üstlendi. 1968 Haccında İttihad Gazetesinin Türkçe/Arapça Nüshasını Mekke’de neşrederek bir ilke imza attı. İttihad Gazetesindeki ihtilaflar sebebiyle gazeteden ayrılınca, ”Doğu Haber Ajansı- Eastern News Agency” adıyla Ortadoğu haberleri Türk Basınına veren bir Haber Ajansı kurdu (1970). Kesintilerle devam eden ajans halen Ortadoğu’dan Ekonomik haberler vermekte. 1968 de Milli Türk Talebe Birliğinin Basın-Yayın Müdürlüğünü de yapan Muzaffer Deligöz, görevde kaldığı sürece “Milli Gençlik Dergisi”ni de yayınladı. 1971 de Diyanet İşleri Başkanlığı Basın Bürosunda görev alan Muzaffer Deligöz, “Diyanet” Dergisi ile “Diyanet” Gazetesinin ilk çıkışlarında görev aldı. 1973 de yayın hayatına giren “Milli Gazete”nin kuruluşunu ve İlk Yazı İşleri ve Genel Yayın Müdürlüğünü yaptı. 1981 tarihinde Suudi Arabistan’a giden Muzaffer Deligöz, 1981-1992 yıları arasında Suudi Tanıtma Bakanlığının ve Türk Elçiliğinin akredite ettiği gazeteci olarak çalıştı. Bu süre içinde; İslam Haberler Ajansının Türkiye temsilcisi ve Doğu Haber Ajansı olarak İslam Ülkeleri haberlerini Türk gazetelerine gönderdi. Yine bu süre içinde Türk için Hac süresinde yayınlanan “TÜRKÇE GAZETE” yi 6 yıl Türkçe olarak çıkardı.. 1992 yılında Türkiye’ye döndükten sonra çeşitli çalışmalar yapan Muzaffer Deligöz; 6 yıl “ÜSKÜDAR Fm” Radyosunun Danışmanı, 1 yıl da “Radyo Çağ”ın Genel Müdürü olarak görev yaptı.