Milli Nizam Partisi’nin (MNP) Kuruluşu

Muzaffer Deligöz
Gazeteci-Yazar

12 Şubat 2008

A.Tevfik Paksu

A.Tevfik Paksu, AP Maraş Senatörü olarak Parlamentoda bulunduğu sırada yeni bir Parti kurma fikrini çevresindekilere devamlı telkin ediyordu. Bu konuda en yakın arkadaşı da AP Adana Milletvekili Hasan Aksay idi. Bu çalışmaları sonucu Meclisteki dindar ve milliyetci milletvekillerinden 12-13 kişilik bir grup oluşmuş idi.Yıl; 1966-67 sıralarıydı. ”

“Artık mason tasallutundan kurtularak fikirlerimizi rahatca açıklayacak bir partimiz olsun”

diyorlardı. Bu konuda zaman zaman evlerde toplantılar yaptılar. Yapılan toplantılardan birinde; kurulacak Partinin isminin Milli Nİzam Partisi olması kararlaştırıldı. Tüzük hazırlamaları için de bazı milletvekillerine görev verildi. Başkanlığına da Demirel hakkında Gensoru önergesi veren Prof.Dr.Osman Turan’ın getirilmesi kararlaştırıldı.

Prof.Dr.Osman Turan

Burada şunu hatırlatmam gerekiyor. BU Milli Nİzam Partisi, 1970 de Erbakan ile kurulan MNP ile ilgisi yoktu. Sadece sonradan kurulan partinin ismi de MNP oldu.

ABD Başkanı Clinton’un TBMM’deki konuşması…

Sayın milletvekilleri, dost ve müttefikimiz Amerika Birleşik Devletlerinin Sayın Başkanı William Jefferson Clinton, Meclisimizi teşrif etmişlerdir. (Ayakta alkışlar)
Sayın Başkana, Yüce Heyetiniz adına hoş geldiniz diyorum.

Buyurun Sayın Başkan.

AMERİKA BİRLEŞİK DEVLETLERİ BAŞKANI WILLIAM JEFFERSON CLINTON – Değerli Meclis üyeleri, benim ve ailem için ve delegasyonumuz için, bu Meclisin önünde bulunmaktan büyük bir mutluluk duyuyorum ki, bu, Türk egemenliğinin temsili olan bir Meclistir ki, arkamda yazılı kelimelerin de belirttiği gibi, bu “egemenlik, kayıtsız şartsız milletindir.” (Alkışlar)

AYASOFYA

Fâtih Sultan Mehmed Han tarafından 1453 (H. 857) târihinde İstanbul feth edilince câmiye çevrildi. Fâtih Sultan Mehmed Han kubbeye kadar çıkıp, bina ve çevresini harap görüp tamire karar verdi. Burada ilk Cuma namazını büyük âlim Akşemseddîn kıldırdı. Fâtih Sultan Mehmed Hân Ayasofya’yı hayrâtının ilk eseri olarak, kıyamete kadar câmi kalmak şartıyla vakf etti. Câminin yanına da bir medrese yaptırdı. Bu medresede ilk defa büyük âlim Molla Hüsrev ders okuttu. İlk olarak batıdaki yarım kubbenin yanındaki baskı kuleciklerinden güneydekinin üstüne ahşap bir minare yapıldı. Bu minare 1574 tarihindeki tamirde kaldırılarak, câminin güneybatı köşesine tuğladan bir minare yaptırıldı. Fâtih Sultan Mehmed Han’dan sonra pâdişâh olan ikinci Bâyezîd Han da saray kapısı köşesindeki İkinci minareyi yaptırdı ve Fâtih’in kurduğu medreseyi genişletti. Kânûnî Sultan Süleymân Han, Budin’in fethinden sonra oradaki baş kiliseden alınan tunç şamdanlar üzerine manzum birer kitabe yazdırarak 1526’da mihrabın iki yanına yerleştirdi. Kânûnî Sultan Süleymân Han’ın oğlu ikinci Sultan Selîm Han da câminin etrafını saran ve yapıya zarar veren evleri yıktırarak sedlerle tahkim ettirdi ve kuzey tarafına iki minare yaptırdı.
(Alıntı:http://osmanli-devleti1299.tr.gg/)

Mesut Barzani’nin 2007 de Türkiye’yi tehdit etmesinin detayı..

Muzaffer DELİGÖZ
Eastern News Agency (ENA)

Geçtiğimiz yıllarda Türkiye ile sarmaş dolaş olan Kürt Lideri Mesut Barzani; çok değil 12 yıl önce 06.04.2007 tarihinde Al-Arabiya Tv. da yaptığı bir şöyleşide Türkiyeyi tehdit etti. Gerçi 2007/Şubat ayında da aynı şekilde çok ağır ifadelerle Türkiye’yi tehdit etmişti.

Bu tehditleri açıklamadan önce, ayni Barzani’nin Cumhurbaşkanı Rahmetli Özal’a söylediği sözlere bakalım.

Merhum Turgut Özal’ın koruma Müdürü Musa Öztürk anlatıyor:

– Mesut Barzani ile Talabani, Hilton’da kalıyorlar. Turgut Bey’in talimatı üzerine ikisini de çağırdık hemen geldiler. O görüşmede Mesut Barzani aynen şöyle dedi:


‘TÜRK’E SİLAH ÇEKMEYİN’

“Geçmişteki Mahabat Kürt Cumhuriyeti’nin Genelkurmay Başkanı babam Molla Mustafa Barzani ve arkadaşlarını İranlıların zulmünden Türkler kurtarmış. Babam hep bize vasiyet ederdi: “Bugün hayattaysanız bunu Türk ordusuna ve Türklere borçlusunuz, bunu hiç unutmayın. Bir Türke silah çekerseniz bu dünyada da, öbür dünyada da hakkımı helal etmem. Biz işte bu vasiyetle büyüdük.”


BİZİ VİLAYETİNİZ YAPIN

Barzani ve Talibani’nin istekleri şuydu: “Nasıl Mardin, Diyarbakır bir vilayetinizse bizim bulunduğumuz bölgeyi de iki vilayet yapın, sınırlarınızı genişletin. Bizim Türkiye’den bir hak talebimiz yok, soydaşlarımıza hangi haklar veriliyorsa onların fazlasını istemiyoruz. Saddam bize bu hakları hiç tanımadı, sadece zulmetti. Gelin buraya girin, biz de sizi sonuna kadar destekleyeceğiz. Bilahare Kerkük ve Musul da birer Türk vilayeti olsun, Türkmenler orada rahat etsin, biz de yardımcı olalım.” Turgut bey ikisini de dikkatli dinledi ve hiç cevap vermeden uğurladı.

(Öztürk, 6 Mayıs 2002 ‘de Hürriyet’teki röportaj)

Molla Barzani’nin Bağımsız Kürt Devleti İdeali.. -2-

Muzaffer DELİGÖZ
Eastern News Agency (ENA)

Şu anda bütün dünya, Kuzey Irak Kürtlerinin yapmış olduğu referandum sonucu bir savaş çıkıp, çıkmayacağı konusunu konuşuyor. Irak Parlamentosunun aldığı asker sevki kararı yanında; TBMM de Hükümete Kerkük’e asker sevki yetkisi verdi. Türk Ordusu 25 gündür Irak sınırının sıfır noktasında Irak Ordusu ile birlikte askeri manevra yapıyor.. İran ve Türkiye; Kuzey Irak’a giden Kara ve Hava sahalarını ve kapılarını kapattılar. Bütün Havayolları Kuzey Irak’a yaptıkları seferleri sonlandırdı. Bütün bunlar gelmekte olan bir savaşın kokusu olarak algılanıyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani ile yaptığı ortak basın toplantısında, Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nde yapılan referandumu sadece İsrail’in tanıdığını söylerken “MOSSAD’la masaya oturarak verilen karar meşru olamaz, gayrimeşrudur” dedi.

MOSSAD haberi basın tarafından bir süredir ele alınmakta ise de, ilk defa bir Devlet adamı tarafından söylendi. Barzani’nin referandumdan günler öncesi MOSSAD yetkilileri ile yaptığı gizli toplantının detayları basında yayınlandı.

Bundan daha önemlisi ise; referandum konusunda Barzani’yi destekleyen tek devlet İsrail oldu. Gerek Kuzey Irak’ta gerekse dış Devletlerde Kürtlerin yaptığı gösterilerde İsrail Bayrağı Kuzey Irak Bayrağı ile birlikte sallandı.

Osmanlı Vilayeti Musul’un Başına Gelenler

Sezen Kılıç
Alıntı: http://www.atam.gov.tr/dergi/sayi-71/musul-sorunu-ve-lozan

ÖZET

1118’den itibaren bir Selçuklu toprağı ve 1517’den itibaren de bir Osmanlı vilayeti olan Musul, Birinci Dünya Savaşı sona erdikten sonra Mondros Mütarekesi’nin 7. maddesi bahane edilerek İngilizler tarafından işgal edilmiş, bunun üzerine İngilizlerle Türkler arasında şiddetli bir mücadeleye sahne olmuş, sorun silahlı mücadeleyle çözülememiş ve konu Lozan Konferansı’na bırakılmıştır. Musul bu konferansta büyük tartışmalara neden olmuştur. Ancak Musul’un statüsü burada da kesin olarak belirlenemediği için sorunun çözümü bir sonraki görüşmelere ertelenmiş, bu görüşmelerden de bir sonuç alınamaması üzerine 1926 yılında yapılan Ankara Antlaşması’yla İngiliz mandasındaki Irak’a bırakılmıştır. Makalede, Musul’un bugünkü Türkiye Cumhuriyeti toprakları içerisinde yer almamasının nedenleri hakkında bilgi verilecektir.

GİRİŞ

Anadolu ile Asya arasında tarihi bir yol üzerinde bulunan Musul, geçmişte önemli bir kültür ve medeniyet merkezi olduğu gibi yer altı ve yer üstü zenginliğiyle de bir çekim alanı olmuştur. İslamiyetten önce Asur ve Babil uygarlıkları, İslamiyetin yayılmasıyla birlikte Emevî ve Abbasî Devletleri burada kurulmuştur. Musul, Selçuklulara, Zengilere, Erbil Atabeyliği’ne, Karakoyunlu’ya, Akkoyunlu’ya ve Safevilere de yurt olmuş ve Yavuz Sultan Selim zamanında Osmanlı toprağına katılmış ve Kanuni Sultan Süleyman döneminde de bir Osmanlı vilayeti hâline gelmiştir. Musul, 19. yüzyıldan itibaren petrol yataklarıyla batılı ülkelerin dikkatini çekmeye başlamıştır. Osmanlı Devleti’nin Birinci Dünya Savaşı’ndan yenik çıkmasını fırsat bilen ve bölgenin işgali için zaten önceden plan yapan İngiltere, 3 Kasım 1918’de başlattığı askerî harekâtla 15 Kasım 1918’de Musul’u işgal etmiştir. İngiltere, bölgede egemenlik kurabilmek için bölge halkının etnik ve dinî yapısının çeşitliliğini kullanarak bölgede bulunan Müslüman ve gayrimüslimleri Osmanlı Devleti’ne ve birbirlerine karşı kışkırtmıştır. Birinci Dünya Savaşı sırasında bölgede Kürtler, Türkmenler, Araplar, Süryaniler, Keldaniler, Yakubitler, Nesturiler ve Ermeniler yaşamaktadır.

1926 Ankara Antlaşmasına göre Türkiye’nin Musul’a Müdahale Hakkı..

TÜRKİYE’NİN MUSUL’A ASKERİ MÜDAHALE HAKKI

Muzaffer DELİGÖZ
Eastern News Agency (ENA)

Misak-ı Milli sınırları içinde kalan Kerkük ve Musul, 1926 yılında yapılan Ankara Antlaşması ile toprak bütünlüğü sağlanması şartıyla terk edilmişti. Bugün ortaya çıkan durumun hukuki yönü Ankara Anlaşması olmaktadır.

1926 ANKARA ANTLAŞMASI – MUSUL’U NASIL KAYBETTİK!

Musul Mondros Ateşkes Antlaşması’nın imzalandığı sırada Osmanlı Devleti’ne bağlıydı. İngiltere, Mondros Ateşkes Antlaşması’nın 7. maddesine dayanarak, antlaşmanın imzalanmasından birkaç gün sonra Musul’u işgal etti. Milli Mücadele’nin zor koşulları içinde TBMM Hükümeti bu bölgeyle ilgilenemedi.

Türkiye, Lozan Konferansı’nda Musul ve Kerkük’ün Misak-ı Millî sınırları içerisinde yer aldığını söyleyerek İngiltere’den Musul’un kendisine bırakılmasını istedi. İngiltere, bu bölgenin Milletler Cemiyeti’ne götürülmesi kararlaştırıldı.

Musul sorununun çözümlenmesi için İngilizlerle ilk kez 1924 yılında İstanbul’da Haliç Konferansı’nda görüşmeler yapıldı. Bu görüşmelerde İngilizler’in Musul Vilayeti’nin yanısıra Hakkari’yi de talep etmelerinden ötürü anlaşmaya varılamadı.

İngilizler, anlaşmayı zorla kabul ettirmek için Türkiye’ye bazı olayları bahane ederek bir ültimatom verdi. Verilen ültimatomda, İngiltere’nin isteklerinin kabul edilmemesi durumunda askeri müdahalenin yapılacağı belirtildi.

Türk hükümeti ise, İngiltere’nin verdiği ültimatoma karşılık olarak, olası bir askeri müdahalede sınırlarını ve bağımsızlığını korumak için her türlü önlemi alacağını ve karşılığını vereceğini bildirdi.

Türk hükümetinin verdiği sert ve kesin karar karşısında cesaret edemeyen İngiltere herhangi bir harekette bulunmadı. 1926 yılında Milletler Cemiyeti’ne taşınan Musul sorunu, burada da çözülmedi ve Yüksek Adalet Divanı’na taşındı.

Bunun üzerine, 1926 yılında Musul Sorunu Milletler Cemiyeti’ne götürüldü. Sorun burada da çözümlenemeyince Yüksek Adalet Divanı’na verildi. Burada da olumlu bir sonuç alınamadı. Nihayet, İngilizlerle Ankara’da bu konu üzerinde yapılan görüşmeler bir anlaşma ile sona erdi.

Sonuç olarak 5 Haziran 1926 tarihinde Ankara Antlaşması imzalandı.7 Haziran 1926 tarihinde TBMM’de onaylandı ve kabul edildi.

Lozan Anlaşması ve 2 Ek Anlaşma

Kuzey Irak Kürtlerinin Kerkük ve Musul üzerindeki niyetleri ortaya çıktığından beri herkesin ağzında “Lozan Anlaşması” geziyor. Konuşanlardan ne kadarının Lozan anlaşmasını okuduğu meçhul.

Burada yeri gelmişken belirtmek gerekir ki; LOZAN ANLAŞMASI’na göre IRAK sınırı TÜRKİYE ve İNGİLTERE arasında harici görüşmelerle hallolacaktıR. Ancak olay cemiyet-i akvama intikal ettirildiğinde cemiyet-i akvam ingiltere lehinde tavır aldı.Türkiye askeri müdehale kararı aldı.Fakat, Şeyh Sait İsyanı ortaya çıktı veya çıkarıldı.1926 ankara antlaşması ile Hakkari Türkiye’ye Musul ve Kerkük Irak’a bırakıldı.

Lozan Antlaşması (veya Lozan Sulh Muahedenamesi), 24 Temmuz 1923 tarihinde İsviçre’nin Lozan şehrinde, Türkiye Büyük Millet Meclisi temsilcileriyle; Birleşik Krallık, Fransa, İtalya, Japonya, Yunanistan, Romanya, Bulgaristan, Portekiz, Belçika ve Yugoslavya temsilcileri tarafından, Leman gölü kıyısındaki Beau-Rivage Palace’ta imzalanmış barış antlaşmasıdır.

1920 yılının ortalarına gelindiğinde I. Dünya Savaşı’nın galipleri mağluplar ile hesaplaşmalarını bitirmiş, savaşı kaybeden ülkelere barış antlaşmalarının kabul ettirilmesi süreci tamamlanmıştı. Almanya’ya 28 Haziran 1919’da Versailles’da, Bulgaristan’a 27 Kasım 1919’da Neully’de, Avusturya’ya 10 Eylül 1919’da Saint-Germain Antlaşması’da, Macaristan’a da 4 Haziran 1920’de Trianon’da anlaşmalar imzalatılmış ancak hesaplaşılmayan tek mağlup Osmanlı İmparatorluğu kalmış, Onun imzası da 10 Ağustos 1920’de Sevr’de gerçekleşti.

Üç Türk murahhası Paris’in banliyösü Sevres’de anlaşmayı imzaladılar. Ankara’da TBMM’nin Sevr Anlaşmasına tepkisi çok sert oldu. Ankara İstiklâl Mahkemesinin 1 numaralı kararı ile anlaşmaya imza koyan üç kişiyi ve Sadrazam Damat Ferit Paşa’yı idama mahkûm etti ve vatan haini ilan etti. Yunanistan dışında Sevr’i hiçbir ülkenin meclislerinde onaylamaması nedeni ile Sevr bir anlaşma taslağı olarak kaldı. Onaylanmamış olmasının yanı sıra Anadolu’daki mücadelenin de başarıya ulaşması ve zaferle sonuçlanması neticesinde Sevr Antlaşması hiçbir zaman uygulanamadı. Buna karşın, İzmir’in Kurtuluşu ile Lozan Antlaşması’na giden süreçte İngiltere içinde 2 uçak gemisinin de bulunduğu donanmayı[1] İstanbul’a, ABD de 13 yeni savaş gemisini[2] Türkiye sularına göndermiştir. Ayrıca Amiral Bristol komutasındaki USS Scorpion gemisinin, istihbarat görevi de yapmak suretiyle 1908-1923 arası sürekli olarak İstanbul’da bulunduğu biliniyor.

Okuyucularımız için, Lozan Anlaşmasının tam metnini aşağıda sunuyorum.
LOZAN SULH ANTLAŞMASININ TAM METNİ

YUkarıda kısa yolunu verdiğimiz LOZAN ANLAŞMASI’nın asıl Metni yanında, Yunanistan ve Bulgaristanla olan sınırlar, adalar ve azınlıklar konusunda 2 adet daha anlaşma yapılmiştir ki, Bunları aşağıya alıyoruz: